Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana devlete hakim olan vesayet düzeni değiştikçe, buna paralel olarak kişiler ve kurumlar da değişime uğruyor.

Ancak doğum sancısı gibi, bu da çok kolay olmuyor.

 

Değişimi kabul edemeyenler, vesayet düzeninden çıkarı olanlardır.

Kişisel ya da kurumsal çıkarlarının yok olacağını fark eden statükocular doğal olarak değişime karşı direniyorlar.

Askeri ve sivil bürokrasinin yanında yüksek yargıda var olan vesayet çözülünce, statükonun siyasi kanadında da çözülme olması çok doğal.

Cumhuriyeti kurduğunu ve sonsuza kadar koruyacağını iddia eden bu kesimler ordu ve yargı üzerindeki etkilerinin kaybolduğunu görünce paniklemeye başladılar.

Sonunda iş başa düşmüştü!

Demokratik sınırlar içerisinde parlamenter sisteme uygun siyasi iktidar için, artık kendi örgütlü gücünden başka güç olmadığını gören CHP, kendisini yenilemek zorunda olduğunun en sonunda farkına vardı.

Hafta sonunda yapılan kurultayda da önce yönetimini yeniledi.

Parti meclisi için yapılan seçimin yöntemi üzerinde yapılan tartışmalar bir yana, bence önemli olan; CHP de köklü bir zihniyet değişimine ihtiyaç olduğu gerçeğinin görülmesidir.

Ancak geçmişten bu yana kendi tabanına resmi ideolojiyi zorla dayatan CHP’ de şimdi yönetim değişmek istese bile, kendi tabanını ikna etmekte zorlanıyor.

Yönünü sola dönmüş,değişim ve yenilenmeden yana bir CHP’ nin varlığından rahatsız olanlar, çareyi Abdullatif Şener’ in partisinden parti meclisine yeni transferlerde buldular.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ nun yapmaya çalıştığı değişim hamlelerinde en çok destek göreceği iki isim, Gürsel Tekin ve Sezgin Tanrıkulu’ nun parti meclisi seçimlerinde en az oyu almaları da bunun somut kanıtıdır.

RÜZGAR EKTİLER, FIRTINA BİÇİYORLAR!

CHP’ ye hakim olan çevrelerin koşullandırmaları ve tek yanlı propagandalarıyla her geçen gün biraz daha sağa çekilen ve takım tutan fanatik taraftar anlayışıyla CHP’ yi destekleyenler, şimdi doğal olarak değişim ve yenilenmeyi kolayca kabullenemiyorlar.

Bir anlamda görünen o ki, CHP uzunca bir süre kendi yarattığı ejderhayla mücadele etmek zorunda kalacak.

Kuşkusuz Sayın Kılıçdaroğlu’ nun ilk kez Genel Başkan seçildiği kurultaydaki coşku yoktu. Referandum sürecinde yapılan yanlışlar ve kısa sürede yaşanan yıpranma, toplumda oluşan heyecanı azaltmıştı.

Her şeye rağmen, Genel Başkan Kılıçdaroğlu’ nun açıkladığı 41 maddelik hedefler bildirgesinde yeniden bir sinerji yaratabilecek yeni söylemler yok değil.

Ancak hala ülkenin en temel sorunlarından olan kürt sorununu teğet geçmesi, ekonomik vaatlerde geçmişin argümanlarını kullanması ve kaynak göstermemesi eleştirilse de, eskiye oranla değişime daha yatkın bir Genel

Başkan profili çizdiği söylenebilir.

Yeni oluşan parti meclisinin eskiye oranla daha uyumlu ve üretken olacağına ilişkin umutların artması, salt AKP karşıtlığı üzerinden muhalefet yapmaktan vazgeçilmesine ilişkin beklentileri de artıracaktır.

Demokratik düzende, siyasal anlamda iktidarın, ancak halkın çoğunluğunu kazanmaktan geçtiğini, kendisi gibi olmayanları öteleyerek, yok sayarak bir yere varılmayacağını anlar ve ciddi projelerin takipçisi olabilirse; CHP, yeniden iktidara alternatif bir parti haline gelebilir.

Değişime ve yenilenmeye direnmek bir parti için siyasi intihardır.

CHP, gerçek anlamda sosyal demokrat bir parti ve halkın umudu olmak istiyorsa, vesayetin her türüyle ilişkileri koparmak ve halka yönelmek zorundadır.

 ayhanongun@gmail.com

Paylaş
  • gplus
  • pinterest